Yeni nesil bankaların logoları neden aynı?

"Yeni nesil banka" veya "şubesiz banka" gibi isimlerle öne sürülen, banka şubesi kullanmadan, sadece İnternet ve ATM'ler üzerinden iletişim kurulan bankacılık modelleri son zamanlarda pek popüler ve geçici bir trend değil kalıcı bir yenilik olduğu konuşuluyor.

Amerika'da bu akımın ilk önemli örneği, kendisine "non-bank" diyen Simple. İspanya'nın en büyük bankalarından BBVA tarafından satın alınması biraz alay konusu olsa da, kurucuları büyük banka altında bu modelin daha iyi çalışacağını düşündükleri için satmayı kabul etmişler ve satın almadan sonra müşterilerinin %330 arttığı haberleri geliyor, demek ki haklıymışlar.

Yeni nesil bankaların logoları
Türkiye'deki finansçılar da tabii ki dünyadaki bu gelişmeyi takip edip, kendi içlerinden benzer ürünler çıkarmaya başladılar; Finansbank'tan Enpara, Garanti'den iGaranti, Yapı Kredi'den Nuvo isimli hizmetler çıktı, yenileri de yoldadır diye tahmin ediyorum. Sonuçta işin içinde hem para, hem innovasyon algısı, hem de pazarlamacıların pek sevdiği "yeni marka yaratma" olayı var.

İşin ilginci, sadece iş modelini ve ürün özelliklerini değil, logosunu da fazlasıyla örnek almış bizimkiler. Normalde, logoyu bırakın kurumsal renkleri konusunda bile hassas davranan banklardan beklenmeyecek bir hareket bu. (Nuvo'nun logo renginin Yapı Kredi mavisi olduğuna dikkatinizi çekerim.) Üstelik o logonun ne anlama geldiğini, neyi ifade ettiğini de anlayamadım ben; hani "aynı iç görüden çıkarak aynı sonuca ulaşma" da denemez buna.

Kurumsal şirketler İnternet'te iş yapmanın getirdiği şeffaflığı henüz kavramamış olabilir, doğaldır, ama yurt dışında sunum yaptıklarında dikkat çekmeyeceğini mi düşündüler acaba? Çünkü ister istemez "Simple of Turkey" olarak lanse edilecekler ve eğer Simple ile resmi bir ilişkileri yoksa logo benzerliği tuhaf karşılanabilir. Bu arada finans grubu olarak BBVA'nın Türkiye'deki partneri Garanti Bankası.


Parasıyla rezil olan bir büyük reklamveren hikayesi

Malumunuz en hızlı büyüyen reklam mecrası İnternet. Büyük paralar kazanan şirketler, yani "büyük reklamveren" dediğimiz şirketler de bir şekilde kullanmaları gerektiğini fark edip, "biz online'ı da çok iyi yapıyoruz, çok sağlam bir dijital ekip kurduk" diyen geleneksel (offline) reklam ajansları ile bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.

"İnternet" özel isim olduğu için büyük harfle yazılması gerektiğini söyleyip, İnternet'le ilgili reklamlarda yanlış yazanlara takılıyordum şimdiye kadar. Bugün, daha da amatör bir hata gördüm: İsmini vermek istemediğim bir banka, Radikal.com.tr'ye ana sayfaya verdiği reklamda ".com" bile yazamamış. "Parayı verip reklamı basarım" mantığında büyük reklamverenleri ve onlara sallama işler yapan ajansları olan bir ülkede maalesef dijital reklamcılığın gelişmesi biraz uzun sürecek.

Hatalarla dolu ana sayfa reklamı
Günlük reklam bedeli, 3.000 asgari ücretlinin günlük gelirine eşit olan, yani Monopoly parası değil, gerçek para harcanan bu reklamda, hem reklamverenin, hem reklam ajansının, hem de yayıncının sorumluluğu var.

Reklamdaki hatalar:
1- .com yazamayıp .ctom yazmışlar. Öyle bir uzantı yok.
2- İnternet'i küçük harfle yazmışlar.
3- "şubesi'ni" yazarken özel isim olmayan kelimeye gelen eki kesme işaretiyle ayırmışlar.
4- Düğme olarak koydukları aksiyona yöneltme cümlesinde (CTA) eylem olarak "giriş" demişler, girişmek yükleminin emir kipinde kullanımı.

Reklamlara gösterilen özenin, müşteriye gösterilen özen olduğunu düşündüğüm için, bu tip yanlış uygulamalar çok kızıyorum. Neyse ki yazın yaşanan olaylarda paramın orada güvende olmadığını düşünerek hepsini çekmiştim bu bankadan, şimdi bunu görünce doğru karar vermişim diye sevindim bir yandan.


Güncelleme: Bu yazı yazıldıktan sonra, .com hatasını düzeltmişler.

Coca Cola'dan İçerik Bazlı Pazarlama örneği

Coca-Cola ile hiçbir ticari bağlantım yok (sadece Domino's Pizza üzerinden dolaylı iletişimim var), reklam tarafında bir beklentim de yok, sadece aylar önce Analytics ile ilgili bir proje için görüşmüşlüğüm var. Bunları şimdiden belirteyim ki, yanlış anlayıp "sadece kendi işlerini beğenen ajans başkanı" yorumları gelmesin.

Favori sosyal ağım Linkedin'e bakarken, tesadüfen Coca-Cola CEO'sunun bir iletisini gördüm bugün:

Coca-Cola İçecek CEO'su Burak Başarır'ın Linkedin postu
İtiraf edeyim ilk başta "yine mutluluk konsepti üzerine bir dijital proje yaptılar herhalde" diye düşünerek ilgimi çekmedi ve geçtim, ama sonra aklıma takıldı; CEO'nun paylaşacağı kadar önemli nasıl bir projeydi acaba? O anda mobil uygulamada olduğum için, uçan kaçanlı bir şeyse göremem zaten deyip denedim şansımı. Gayet temiz tasarımlı bir site çıktı karşıma. Ziyaretçilerin Cola ile ilgili sorularını sorabilecekleri veya önceden sorular soruların cevaplarını görebilecekleri bir soru-cevap sitesi. İşleyişin güzel olması tabii ki önemli, ama projeye değer katan asıl şey içerik.

Gerçekten normalde Coca-Cola'nın kendisi için durup dururken açıklama ihtiyacı hissetmeyeceği, ancak tüketicilerin merak ettikleri sorular ve bunlara verilmiş net cevaplar var sitede. Mesela "Cola'nın içinde fare kanı/idrarı var mı?" sorusu sorulmuş ve buna gayet düzgün cevap verilmiş. İşte bu noktada, bunun sıradan bir mikro-site değil, stratejik bir kurumsal iletişim projesi olduğunu düşünmeye başladım.

Bizim SEO için de müşterilerimize sık sık önerdiğimiz bir yöntemle, Google'da çok aranan sorular için, her soruya ayrı sayfalar oluşturularak içerik düzenlenmiş. Bazı sorular kendi çalışanları veya ajansı tarafından girilmiş olsa da, önemli olan ortaya çıkan sonuçtur. Güzel bir örnek olmuş, tebrik ederim düşünenleri ve emeği geçenleri.

Ufak tefek eksikleri de var gözüme çarpan:

  1. Soruları sadece tek kişi soruyor ve o kişi gözüküyor. Aynı soruyu sormak isteyen veya destekleyen kişileri de ekleyebilseler, hem popüler soruları görmüş olurlar hem de insanlara görünürlük kazandırmış olurlar.
  2. Görünürlük deyince, soruyu soran kişilerin sadece isimleri ve bir sosyal medya sitesinden çekilmiş fotoları gözüküyor, ama link yok. Profillerine link verilse, hem soru sormayı daha çok motive eder, hem de o kişilerin gerçek kişiler olduğunu ispatlamış olurlar.
  3. Sosyal medya sitelerinde paylaşıldığında daha güzel gözükmesi için biraz uğraşılsa iyi olurmuş. Foto kare olduğu için kesiliyor, sayfa başlığı (title) kısa ve anlamsız, açıklama (meta description) çok yuvarlak.

Ek olarak, bu projenin gerçekten bir İçerik Bazlı Pazarlama örneği olması için, sadece içerik üretmek için sosyal medyada çağrılar yapmak ve sonra da gelen sorulara cevaplar yazmak yeterli değil; bunu yaymak da gerekiyor. Yani Google'da yazmaya başladığınızda otomatik tamamladığı "colanın içinde fare kanı var mı" arama sonuçlarında çıkan tüm forumlarda bu siteye link verilerek içeriği tam da alakalı yerlerden beslemek için iyi bir çalışma yapılması gerekiyor. Henüz böyle bir çalışma yapılmadığını gördüm birkaç aramayı incelediğimde.

Stok Fotoğraf (Stock Image)

"İçerik kraldır" dendiğini duyunca, içerik üretmeye veya varmış gibi göstermeye çalışıyor bütün web siteleri. Yazıyı çalakalem yazabiliyorsunuz da, görsel kısmı hep sıkıntılı oluyor. Orada da yardıma stok fotoğraflar (stock image) yetişiyor. Tabii jenerik olarak profesyonel fotoğrafçılar tarafından çekilen fotoğraflar, genelde gerçek olmadığı çok bariz belli olan, ciddiyetten ziyade komiklik oluşturan görseller olarak sitelerde, maillerde, hatta reklamlarda yer kaplıyor.

Haftalık beyin fırtınası toplantımızdan bir kare
Bir sır vereyim: müşteri bunların yapmacık olduğunu anlıyor ve size olan güveni azalıyor! Kendi yapmadığı işlerle, jenerik görsellerle, markaların kendilerini kandırdığını düşünüyor. (Henüz akademik bir araştırma yok bununla ilgili ama bulduğum zaman burada linkini paylaşacağım.)

İKEA İnternet Yazmayı Bilmiyor

En sevdiğim markalardan biri İKEA. Çoktandır işim düşmüyor ama basit, sade, kullanışlı mobilyalarını ve iyi düşünülmüş ev eşyalarını seviyorum.

Maalesef ajanslarını seçerken, işi teslim ettikleri kişileri işinin ehli zannetme hatasına düşmüşler. Türkiye'de iş yapmaya çalışan Avrupalı şirketlerde bazen böyle yanlışlar oluyor; "ajans olduklarına göre, yıllardır bu işleri yaptığına göre uzmandır demek ki" diye düşünüyor Avrupalılar. O işte para varmış diye bilmedikleri işleri yapan, kendi yaptığı işe saygı duymayan insanların yıllarca bu ülkede sorunsuzca iş yapabildiğinden haberdar değiller.

İnternet'e özel indirim yapmış (güzel) ama ilanlarda İnternet'i yanlış yazmış.

Hem ilgi alanım, hem de profesyonel işim olduğu için İnternet konusunda hassasım. İnternet, büyük harfle yazılır diye bir yazım vardı. Çünkü İnternet tektir, özel isimdir ve Türkçede özel isimler büyük harfle yazılır. Burada o hataya düşmemişler, düşememişler çünkü ilanda kullanıldığı iki yerin ikisinde de cümle başına denk gelmiş. Cümle içinde kullansalar küçük kullanırlardı. (Sitelerine girip baktım, cümle içinde bazen küçük bazen büyük yazmışlar. Tutarsızlık da marka imajını çok düşür ama o konulara girmeyeyim)

Özel isim olduğu için, İnternet kelimesinin sonuna gelen ekler kesme işaretiyle ayrılmak zorundadır. Eğer kocaman panolarda, binlerce insana göstereceğin bir ilan hazırlıyorsanız, bunu bilen birine yaptırsaydınız keşke. (Yanlış anlaşılmasın; Teknokrasi olarak offline reklam yapmıyoruz, yaratıcı ajans hizmeti vermiyoruz.)


Fıkra: doktor ve terzi

Adamın biri, doktora gider ve uzun süredir korkunç baş ağrıları çektiğini söyler ve hiçbir şeyin işe yaramadığından yakınır. Doktor tepeden tırnağa muayene eder, oturtur ve nadir görülen bir hastalığı olduğunu söyler; Baş ağrıları, testislerinin omurgasının dibine baskı yapması sonucu meydana gelmektedir. Tek tedavisi cerrahi yoldan hadım edilmesidir. Adam bu seçeneği haftalarca düşünür ve baş ağrıları dinmediğinden, bütün hayat buna dayanamayacağı sonucuna varıp ameliyatı kabul eder. Ameliyatla hadım olur, gerçekten baş ağrılarından kurtulur ancak bu sefer de kimlik bunalımına girer. Kendisine şık bir takım elbise alıp moralini düzeltmeye karar verir ve ünlü bir terziye girer. Yaşlı terzi adama ''İnce çizgili, şık bir takım istiyorum,'' der. Terzi ona şöyle bir bakar ve ''Hımm, bacak boyu 106, iç boy 84,'' der. Adam ''Doğru,'' der. ''Bunu nasıl bildin?'' ''Oğlum, insan bu işin içinde benim kadar uzun süre bulununca, bu gibi şeylerde tecrübe geliştirir.'' Adam takıma uygun bir gömlek de ister ve tezgahtar ''Tamam, yaka 42, kol 86'' der. Adam, terzinin bilgisinden keyiflenerek ''Müthiş'' der, ''Hazır buradayken iyi bir külot da alacağım. Terzi ''36 beden'' der. Adam, ''Hayır, bu kez yanıldın'' der, ''Ben 34 giyiyorum.'' Tezgahtar ''Oğlum'' der, ''34 beden giyersen testislerin omurgana baskı yapar ve korkunç baş ağrıları çekersin.''

Yeni Mezunlara Tavsiyeler

Mayıs ayında olduğumuz için mezuniyet konuşmaları yaklaşıyor. Richard Branson (Virgin'in patronu) "Bir daha asla bu kadar dertsiz tasasız olmayacaksınız; cesur bir şey yapın" diye bir yazı yazmış bile. Benim favorim, (kişisel olarak kendisini hiç sevmesem de) Steve Jobs'ın "Aç Kal, Budala Kal" konuşması. Bir de benim mezuniyetimde konuşan Rahmi Koç'un "dünyayı gezmek artık çok kolay, mutlaka gezin" demesini hatırlıyorum; ki gerçekten o konuşmanın da etkisiyle 2011'de Dünya Turu yaptım.

Hem Koç Üniversitesi hem de Boğaziçi Ünversitesi Mezunlar Derneği üyesi olarak, "mezuniyet" ve okul-iş hayatı geçişi üzerine sık sık düşünüyorum. Kendim hobimi işe dönüştürdüm ama kesinlikle yeni mezunlara "hobinizi işe dönüştürün" aklı vermeyeceğim, çünkü her hobi iş değildir.

Benim önerim:
Önce sizi neyin motive ettiğini bulun: kariyer, başarı, aile, para, güç, huzur, saygınlık... Eğer huzur veya aile gibi insanî şeylerse, sakin bir iş seçin ve canınızı asla iş için sıkmayın. Eğer çalışarak elde edilebilecek şeylerse, aşağıdaki listeyi izlemenizi öneririm:

  1. Sizi en heyecanlandıran şeylerin listesini yapın.
  2. Bu şeyleri yaparak para kazanan var mı onu araştırın.
  3. Para kazanma şekli sizi tatmin eder mi onu inceleyin (Doğayı çok sevebilirsiniz ama derneklerde çalışınca yapmanız gerekenler hoşunuza gitmeyebilir, ya da arabaları seviyor olabilirsiniz ama araba satmak için yapılanlar hoşunuza gitmeyebilir)
  4. Düzeni değiştirmeye çalışmayın, önce iş yapmayı ve piyasayı öğrenin bir kaç yıl.
  5. Para kazanmayı seçtiğiniz işin tüm detaylarını öğrenin (bu 10.000 iş saati sürer kabaca)
  6. Öğrenmeye ve araştırmaya devam edin
  7. Eğer bir fırsat görürseniz (bir kaç yıl sonunda) kendi işinizi kurun
  8. Eğer fırsat yoksa (köşeler kapılmışsa) en takdir ettiğiniz kişilerin yanında çalışın

İş hayatına hoş geldiniz :)


Her Zaman Okuduğunuz Hürriyet'i Şimdi İzleyin

Hürriyet TV şimdi yayında.

Hürriyet TV’yi ziyaret edenler, aradıkları her şeyi artık tek tıkla seyredebilecekler. Hürriyet TV, zengin haber içeriğinin yanı sıra konusunda uzman isimlerle gerçekleştirdiği programlarla da dopdolu.

Hürriyet TV’de Berza Şimşek’ten günün mutlaka görülmesi gereken haberlerini izleyip usta gazeteci Sedat Ergin’den haftanın yorumunu alabilirsiniz. Üstelik gündemin özetini, Metehan Demir, 3 dakikada sizin için yorumluyor.

Burcunuzdaki yeni gelişmeleri merak ettiğinizde ise Susan Miller ile yıldızlara bakabilir, Sebla Kutsal ile dilediğiniz zaman, kültür ve sanat dünyasında keyifli bir yolculuğa çıkabilirsiniz.

Uğur Cebeci ise sivil havacılığın geldiği son noktayı size Kokpit’ten anlatıyor.

Magazinden spora, eğlenceden ekonomiye hepsi ve daha fazlası, sürekli güncellenen Hürriyet TV’de sizi bekliyor.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Son günlerde en çok okunan yazılar

 

bu ne be? Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger